Gazete Ekin

İSTANBUL ÇÖPLÜĞÜNÜN GETİRDİĞİ SERVET İLE ESKİŞEHİR ÇÖPÜNÜN GETİRDİĞİ BEREKET

İSTANBUL ÇÖPLÜĞÜNÜN GETİRDİĞİ SERVET İLE ESKİŞEHİR ÇÖPÜNÜN GETİRDİĞİ BEREKET
Ersin ERTÜRK( [email protected] )
431 views
21 Mayıs 2020 - 21:28

Biri anakent, diğeri bozkırdaki bir kent. Birisinin çöplüğü servet, diğerinin çöpü ise bereket saçıyor.

Yıl 1993. İstanbul çöpünün depolandığı o dönemin Ümraniye Çöplüğü, şimdiki arsaları milyon dolarlara kapış kapış giden Finans Merkezi. O yıl görev nedeniyle atamam Eskişehir’den İstanbul’a çıkmış, İstanbul’da yaşanan su sorunu nedeniyle gidip gitmemekte kararsızım.

Sanki Eskişehir İstanbul’dan daha yaşanası bir kentmiş gibi düşünüyorum. Aslında su bahane, esas derdim acaba. Anakent’te nasıl yaşanır? Düşündüren konuda bu olsa gerek
.
Eskişehir’de oturduğumuz semtin yakınında kentin çöpü depolanıyor. Bir taraftan Porsuk’un kokusu diğer taraftan çöp kokusu durulası gibi değil. Hava kirliliğinden göz gözü görmüyor, adı gibi eski olan kentin sokak ve caddelerinde araçlardan yürünmüyor.

Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Gitsek susuz ve kokan bir İstanbul, kalsak susuz ve kokan bir Eskişehir. Değişen bir şey yok.

Kariyer ağır basıyor, haydi ver elini İstanbul.

Sarıyoruz göçü sırtımıza çoluk çocuk doğru Anadolu yoksullarının, taşı toprağı altın diyerek yola döküldüğü İstanbul’a.

Kente girerken, çöpün ağır kokusundan burnumuzun direği çöküyor. Meltem Rüzgârı denizden karaya doğru estikçe, nefesimiz boğazımıza tıkanıyor. Boğaz Köprüsüne gelmeden köprünün iki yanındaki çöp dağının eteklerinde martılar çığlıklarıyla karşılarken, karasinekler uçuyor etrafımızda.

Şaşkın şaşkın birbirimize bakınıyoruz, neden buralardayız ki?

Çocuklar ağlamaklı, eşimle ben düşünceli.
Yanık kokularının geldiği çöp dağını geride bırakırken etrafındaki gecekondulara takılıyor gözlerimiz.

Bir zamanların CHP’sinin oy deposu 70’lerin meşhur 1 Mayıs vadisi o çöp yığınının yamacına gecekondularıyla kurulu vermiş.

Az daha ilerleyince İstanbul Boğazı’nın muhteşem görünüşü içimizi ferahlıyor az da olsa. Masmavi sularında devasa gemilerin süzülüşüne takılıyor gözlerimiz. Bir başka İstanbul sanki burası, korkmaya gerek yok dercesine birbirimize bakıyoruz. İyi mi etmişiz ne?

Eşyaları eve indirdiğimizde anlıyoruz iyi mi kötümü olduğunu. Musluklarda su yok. Günlerce, haftalarca bekle bekle yok.

Eskişehir’in susuzluğunu seveyim. Gelmedi mi sular koşuver doğal hamamlarına. Yeraltı sıcak sularına diyecek yoktur. Ee İstanbul’da ne ola ki?

Ve günlerden bir gün, metan gazın patlamasını duyurdu ajanslar. İstanbul’un tüm çöpleri yoksul gecekonducuların üzerine yığılmış, bu gün bile 12’sinin bulunamadığı 39 can yok olmuştu.

İşte Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 yerel seçimlerini kolaylaştıran su yokluğundan sonraki en önemli olaydır çöp dağının kükremesi.

Hem belediye başkanlığını kazanmasının, hem de başbakanlığa doğru yürümesinin önünü açmıştır bu acınası tablo.

Kimine göre Allah’ın yardımı, kimine göre de SHP Belediyeciliği ve Sol’un anlaşamazlığının armağanı!

70’lerde devletin giremediği denen çöplükteki semt halkının başına çöp yağmuru yağarken, bu gün yandaş müteahhitlerin başına dolar yağmuru yağıyor sanki. Nasıl mı?

Çöplük iptal edilerek imara hazırlanırken, Erdoğan bu günleri mi düşündü ne?

Başbakan olup Finans Kent ilan ediverence burasını, kokan çöplüğün servete dönüşmesinin hikâyesi de başlayıverdi.

Çöplüğün servete dönüşmesi tüketime dönük bir kent belediyeciliği örneği değil mi dir?

Öte yandan rektörlerin üç dönem üst üste atanamayacağı kararı çıkınca, bizim geride bıraktığımız Anadolu Bozkırı’ndaki kokan Eskişehir’e de, 1999’da Yılmaz Büyükerşen Belediye Başkanı oluverdi

Öncelik kokan porsuk ve ulaşım sorununun çözümüne verilirken, temizlenen Porsuk’tan içme suyu elde edilir, kent raylı sistemle donatılır, sonrada kentin atıkları düzenli depolanarak ileri teknolojiyle elektrik enerjisi üretilmeye başlanır.

Üretilen elektrik, konutlarının 1/4’nün günlük elektrik ihtiyacını karışılar.
Büyükerşen bununla yetinmez.

Şimdi de verimsiz topraklarda enerji üretmek üzere Güneş Enerjisi Santralleri kurar Ayrıca çöpün yakılması sırasında ortaya çıkan ısıyla da kurulan seralarda, Eskişehir’in en soğuk mevsiminde bile çiçek ve yeşil bitkileri yetiştirilir.

O bitkilerle kentin dört bir tarafı park ve bahçelerle donatılır. İşte kokan Eskişehir’de çöplüğün berekete dönüşmesi hikâyesi de böyle başlar.

Çöpün berekete dönüşmesi, üretime dönük sosyal belediyecilik örneği değil midir?

Metropoldeki çöplükten dönüşmüş topraklarda Avrupa’nın en yüksek kuleleriyle servet kazanılması mı, yoksa Anadolu Bozkır’ındaki çorak verimsiz topraklarda enerji üretimiyle bereket kazanılması mı?

Aradaki farka varın siz karar verin.

Sanırım tüketime yönelik şehir belediyeciliği ile üretime dönük sosyal belediyeciliğin arasındaki fark burada yatıyor.

Ersin Ertürk – 22 Mayıs 2020 – Eskişehir

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.